|
HIROSHIGE ANDO VAN GOGH
.jpg)
Averse soudaine à Atake Le Pont sous la pluie
... Hiroshige’nin ‘Averse soudaine sur le pont Ohashi à Atake’ adlı gravüründen yola çıkan Van Gogh bu baskı resmi le Pont sous la Pluie adıyla yeniden-resmeder. (Anı yakalama uğraşında olan Hiroshige’nin gravürü Monet’yi de büyülemiştir.) Van Gogh Japon sanatçının yapıtından ayrı olarak artı bir renge, yeşile yer vermiştir tablosunda. Tekbiçimli düz yüzey Van Gogh’un yapıtında daha ağırlıktadır. Yüzeyler ince ayrımlarla daha canlı kılınmıştır. Nehrin suları biçeminin en özellikli yanını ele verir: birbirine koşut yeşil, gri, mavi ve beyaz fırça darbeleri tabloya daha bir belirginlik katar, dalgaları ise daha tehdit edici bir görünüme büründürürler. Hiroshige’nin tablosunda köprünün altı tek renklidir, çizgesel özelliktedir, yayaların yürüdükleri yolla kontrast oluşturur. Van Gogh’un tablosunda köprünün ayaklarını oluşturan malzeme (ağaç) gölgede kalmaz, daha belirgindir, kırılgan bir görüntüsü vardır, suların akışıyla inliyor ya da gıcırdıyor havasındadır. Koyu renkler tablonun kenarlarında daha yoğun bir biçimde kullanılmıştır. Güçlü bir kontrast oluşturan temel renk tablonun ortasında iki adamı gösteren sarı fon üzerinde küçük siyah lekelerdir. Van Gogh daha çekici kılmak için tablonun solunda yer alan kişiyi resmederken siyah renk kullanır; şemsiyeleri ve bize doğru ilerleyen adamı daha açık renklerle çizmiştir.
Her iki resimde yağmur koşut ve çapraşık yana yatık ince çizgilerle belirtilmiştir. Hiroshige’nin yapıtında yağmuru betimleyen çizgiler daha açık ve soğuktur. Van Gogh’un Hiroshige’nin tablosuna kattığı şeye gelince; tablosunda imzasına yer veren Japon sanatçıdan ayrı olarak, Van Gogh görünümü yeşil bir çerçeve içerisine yerleştirir, çerçevenin içine kırmızı bir şerit, şeridin dışına ise Japon esintilerini anımsatan Japonca karakterler yerleştirir. Döneminin modasına uygun olarak, dekoratif eğilimini ve Japon sanatından esinlenen yaklaşımını böylelikle açığa vurur...
Kubilay AKTULUM, Alıntı ve Resim, Frankofoni, no 20, 2008
_____________________________________________
PARİS'DE LE GRAND PALAIS, LOUVRE VE ORSAY MÜZELERİNDE
"PICASSO VE USTALARI" SERGİSİ
 |
 |
 |
 |
… Picasso bir alıntı sanatçısıdır; başkalarının yapıtlarını sürekli olarak yeniden resmeder. Klasik dönem sanatçıları onun hep takıntısı olmuştur. Beğendiği, hayranlık duyduğu kimi sanatçıların (Greco, Vélasquez, Goya, Chardin, Ingres, Courbet, Degas, Cézanne, Titien, Van Gogh) tabloları karşısında hem kendi sanatını hem de ötekilerinkini sorgular, yerleşik değerleri yıkma yolunu seçen Picasso ötekilerin yapıtlarının biçimleriyle istediği gibi oynar, onları durmadan yeniden resmeder.
Ötekinin yapıtına olan hayranlığı bir yapıta her yönüyle bağlı kalmak değildir Picasso için, ötekinin yapıtının tam bir kopyasını çıkarmak, onun tarzında resimler yaparak kısır bir döngüye girmek de değildir. Yaratıcı bellek büyük usta sanatçıların yapıtlarını olduğu gibi belleğe yerleştirme işlemi olarak görülmemelidir. Bir yapıtın özünü yakalamak, gizini ortaya çıkarmak, yorumlamak, görülerini ortaya koyarak ona yeni bir yaşam olanağı sunmak peşindedir ressam. “Tek bir gerçeklik olsaydı, aynı izlek üzerine yüz çeşit tablo yapılamazdı” der. Picasso ustaların yapıtlarını yeniden okur, esinlendiği sanatçıların yapıtlarını hem biçimsel hem de anlamsal olarak dönüştürür, kimi zaman da onlara öykünmekten geri durmaz. Picasso kimi zaman ötekinin resminin resmini kişisel bir dile dönüştürerek sunar. 18 yaşlarındayken “Ben, El Greco” diyen eski İspanyol Krallarının ya da “Ben, Kral” diyen, böylelikle yazdıkları mektuplara adlarını yazmayan Fransız Kralları tarzında ( à la manière de…) ötekinin yapıtları aracılığıyla kendi üzerinde düşünmeye dalar, kimi zaman gizler düşünce yürüttüğünü, kimi zaman da daha açıklıkla bu eğilimini dışa vurur. 1901 tarihli Yo Picasso (Ben Picasso) başlıklı resimde El Greco’nun 1600’lü yıllarda yaptığı kendi portresindeki bakışı yansıtır; le Meneur de cheval nu (1905–1906) El Greco’nun şapkasını bir yoksula veren soylu tablosunu anımsatır; Homme à la guitare (1911-1913) başlıklı tablosu Zurbaran’ın 1630’da yaptığı mezarı başındaki adam tablosunun (Saint François d’Assise)’in yapısını taklit eder, la Nature morte au crâne de mouton (1939) başlıklı tablosu Goya’nın Nature morte à la tête de mouton’unun yeni bir okunması biçimindedir. Picasso 1950 ve özellikle de 1970’li yıllardan başlayarak ünlü ressamların tablolarının varyasyonlarını yapmaya koyulur, onlar üzerinde Raymon Queneau’nun Exercices de style’de yaptığı gibi biçem alıştırmaları yapar. Bu dönemde artık iyice olgunlaşan Picasso özgün yapıtlar ortaya koymaya çoktan başlamıştır, bunun yanında, büyük sanatçıların kimi yapıtlarına alaycı bir yaklaşımla yeniden resmetmekten de geri durmaz. Onların resimlerini yeniden resmetmek onun için bir tür eğlence durumuna gelmiştir. Picasso’nun belli bir izlek üzerinden giderek gerçekleştirdiği çeşitlemelerde amacı yalnızca alay etmek ya da eğlenmek değildir; farklı bir bağlamda, bilinen, ünlü bir tablodan yola çıkarak, değişik bakış açılarından, tablonun içerisine yerleşerek ya da gerisinde kalarak aynı değişik biçimlerde yorumlama, aynı zamanda kendi resimsel dilini ondan önceki büyük ustaların dilleriyle karşılaştırma yoluna gider. Resimsel yenidenyazma onda temel estetik bir eğilim durumuna gelir. Soyut sanatın ustası Picasso, Goya’nın Maja desnuda’sını Nu couché jouant avec un chat’da yineler; Manet’nin l’Olympia’sının izleri de belirgindir bu tabloda; her iki tabloda da kedi ortak motifler olarak yer alır; ya da Ingres’ın Odalisque en grisaille’ın izlerine rastlanır 1967’de yaptığı Nu couché’de. Ayrıca Rembrant’ın, Poussin’in, Cranach’ın izlerine de yoğun olarak rastlanır Picasso’nun yapıtlarında. Picasso’nun çeşitlemeleri özellikle üç yapıt çevresinde yoğunlaşır: le Grand Palais’de sergilenen Vélasquez’in les Menines adlı tablosu; Picasso bu tablonun 44 versiyonunu yapar 1957’li yıllarda (sergide bu tabloların çoğu yer almaktadır). Louvre Müzesinde ise Delacroix’nın les Femmes d’Alger’si çevresinde yaptığı 15 resim ve 1955 yıllarında yaptığı desen çalışmalarına yer verilmektedir. Orsay Müzesi’nde ise Manet’nin le Déjeuner sur l’herbe başlıklı tablosu çevresinde gerçekleştirilen tablolar yer alır. 1954 yılından beri bu konu üzerinde çalışan Picasso ancak 1960 ve 1962 yılları arasında uzunca bir süre bu tablo üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırır. Manet’nin yapıtının 40’a yakın versiyonunu ve değişik desenlerini, gravürlerini yapar. Skandal yaratsa da izleyiciyi büyüler yaptığı resimler. Yeni biçimler ve bireşimler karşısında şaşkınlığını gizleyemez izleyici. Picasso özgün resmin renklerini değiştirir kendince, kimi kişileri tablodan çıkarma yoluna gider ya da daha silik bir duruma getirir, kişilerin konumlarını ve duruşlarını değiştirir, fiziksel görünümleri gerçek yapılarından saptırılır, kadın imgesini bozar, dişiliğin ilkörneksel simgelerine indirger; bakışlar bir başka öykü anlatıyorlarmış gibidir.
1961 yılında ise Picasso Manet’nin kaynaklarından birisi olan Marcantonio Raimondi’nin Jugement de Paris adlı tablosunda yararlanır, kişilerin çıplak görünüşleriyle oynar. Ciddi olduğu kadar alaycı bir tutumla Manet’nin yapıtının değişik versiyonlarını ortaya koyar. Estetik deneyimin bir gereğidir bu: “Diyelim ki arı bir biçimde ve yalın olarak les Ménines’i taklit etmek istiyorsunuz, bu işi ben yapsaydım, bir an gelecekti, işte o zaman kendi kendime şöyle söyleyecektim: şu kişiyi biraz daha sağa ya da sola çekseydim ortaya ne çıkardı acaba? Bunu yapmayı deneyeceğim, kendi tarzımda, Velasquez’le artık ilgilenmeden. Bir kişinin yerini değiştirmemden dolayı bu girişim kuşkusuz beni ışığı değiştirmeye ya da onu başka bir biçimde düzenlemeye götürecekti. Böylelikle yavaş yavaş bir tablo, les Ménines’i yapmayı başaracaktım sonunda, les Ménines kopya ustası bir ressam için nefret edilecek bir şey olacaktı; yapılan resim artık Vélasquez’in tablosunda ressama göründüğü gibi görünmeyecekti; bunlar artık benim les Ménines’lerim olacaktı.”
Picasso bu yöntemi le Déjeuner sur l’herbe’de açıkça uygular…
|